Kitaplar, Filmler, Malumatfuruşluk falan..
Başlık neyse o.... (merak ettiğiniz kitap, film; gitmek istediğiniz rota varsa arattırın belki de bu sefil ağ güncesinde vardır)
14 Mart 2026 Cumartesi
"Bir Fotoğrafı Anlamak" John Berger'den fotoğraftan fazlası!
"Füreya" Dönem Romanı.
"Mutluluğun Kazanılması" Farabi'den Aristocu Bilim Felsefesi
Adına aldanıp öyle mutluluğa nasıl ulaşılır diye açıp okumayın, fena halde yanılırsınız. Farabi, 9.yüzyılda kimi şeyleri aşıp Aristoteles'e ulaşmış. Bunu nasıl İslam'a uyarlarım diye düşünmüş ve iş bu neşriyata bir giriş olarak başlamış. Sonrasında bu felsefeye ait şerhleri de yayımlanmış. Kafa yoranlar; "Aristotelesi anlamak Farabi okumadan mümkün değildir!" derler.
Latin yağmasında ortadan yüzyıllarca kaybolan Aristoteles eserleri, Farabi ve dönemin islam düşünürleri tarafından tercüme edilip yaşatılmış ve batının aydınlanmasında en önemli kaynak olmuş. Neyse; tarihi, malumatfuruşluğu bir kenara bırakıp bu küçücük (50 S.) ama çok hacimli (nasıl oluyor demeyin öyle bir oluyor ki!) hazineye bir göz atalım.
Alışıldığı gibi İş Bankası Yayınları, tercümeyi alanında çok yetkin bir isme yaptırmış. Sadece çeviri değil içerik hakkında da birikimi geniş, yetkin bir isim. Çevirmenimiz Ahmet Arslan (kapakta akademik titri yok (profesördür kendisi)) 27 sayfalık bir önsözle eserin çok şükela bir sunumunu yapıyor. Bilimlerin ve erdemlerin tasnifini ve kurallarını belirliyor. Sanatlar da cabası. Sanat derken aklınıza müzik, resim falan gelmesin ilginç sanatlar sözkonusu (misal zenginlik sanatı, yöneticilik sanatı, yaşama sanatı vs.). 50 sayfalık risalede Farabi size bir el aleti veriyor. Yüzyıllar öncesinden gelmesine karşın kullanımı olmazsa olmaz ve çok gerekli bir el aleti. Atölyede tornavida, mutfakta bıçak gibi bir şey. Herşeyde kullanabilirsiniz (hayır kullanmalısınız (allen anahtarla vida açılmaz, rendeyle patates doğranmaz). Öylesine değişmez kurallar ki: her bilimsel ve ahlaki durumda uygulanabilir. Farabi burada bilim ve ahlak bağdaştırması yapmakta ancak bundan bahsetmek çok daha uzun araştırma ve açıklama gerektireceğinden pas geçmekteyim.
Fakir, felsefede biraz kötüdür. Somut örneklem olmayınca tahayyülde sıkıntı yaşıyorum. Maalesef kitabın ana bölümlerinde tekrar tekrar okumak zorunda kaldığım yerler oldu. O halde bile düşünceyi ancak ucundan yakalayabildiğimi hissettim. Buna mukabil özellikle sonlara doğru Aristoteles felsefenin dine uyarlanması konusunda Farabi'nin çok akılcı çıkarımları pek ilgimi çekti. (misal S.45. "sonuç olarak felsefe, zaman bakımından dinden önce gelir."). Benim daha önceleri yaşadıklarımdan ve eğitimimden çıkardığım sonuç (din inanç, bilim bilmektir. bunlar ayrı şeylerdir) taa 9.yüzyılda çalışılmış. Bu rasyonel çıkarımlar nedeniyle Hüccetül İslam İmam Gazali tarafından "kafir" olarak yaftalanmış garibim Farabi. Muallimi Sânilikten kafirliğe. Yaftalayan da dinde aydınlanmanın önünü kesen dogmatik bir kişilik. Neyse bunlar teologların bileceği şeyler. Sizler: ben niye varım? niye bu hayatı yaşıyorum? amacım ne? türü sorularla cebelleşiyorsanız ve azıcık soyutlama yeteneğiniz varsa alın bir okuyun.
Ezcümle, bendeniz Farabi'yi pek sevdim. Başka yazdıkları da okunacak mecburen.
25 Şubat 2026 Çarşamba
"Akıl Almaz Olanı Anlatma Girişimi"
"Cadı" Hüseyin Rahmi'den Ruh ve Batıl İnançlar üstüne.
12 Şubat 2026 Perşembe
"Pir-i Lezzet" Koku ve tadın gücü.
Osmanlının sonlarına doğru, başkent İstanbul, tüccar Zümrützâdelerin konağında ağır bir yemek daveti. Önemli misafirin en sevmediği şey ise pırasa. Son yemek olarak ne servis ediliyor? Elbette pırasa. Olaylar gelişir.
Fakir güzel yemek sever, birazcık da yapmaya çalışır. Günümüzün trendy (ne işim olur trendiyle?) çok kullanılan deyimi "gurme"yi de hiç sevmez. Mis gibi "şikemperver" varken! Üstüne üstlük çok zedelenen ve üzerinde hala çalışılan kokusal hazlara da pek düşkündür. (niye kendimden üçüncü şahıs olarak bahsediyorum bilmem!). Bu yüzden mesela Suskind'in Koku'sunu birkaç yılda bir açar okurum. Herhalde sayın Ersin'in kitabını da aynı istikbal bekliyor.
Adı hiç anılmayan bir aşçıbaşı. Meslektaşlarından ayrıldığı önemli özellikleri var. Kitap ilerledikçe baş karakterin nasıl olup da böyle olduğunu anlıyoruz. Birçok özelliğiyle fantastik roman olarak nitelendirilebilir. Bir yudum yemek tatmakla insanın tamamen manipule edilmesi biraz hayal gibi geliyor. Nitekim haseki sultan bundan daha kuvvetli bir motivasyonu sonlara doğru açıklıyor. Buna katılıyorum işte.
Temelde bir aşk hikayesi ancak daha sonraları işin içine intikam ve neredeyse bir tutku da giriyor. Arka plan mutfak. Kimi zaman bir gemi kamarası, kimi zaman matbah-ı şahane ama başrolde kokular, lezzetler, yemekler var. Üzerinde çalışılmış bir metin. İyi bir araştırma yapılmadan o kadar detay yazılamaz. Üslup akıcı, kurgu oyuncaklı, dili temiz, betimlemeler başarılı (kimi zaman tarifleri koklar, tadar gibi oldum).
Kitap kulüplerinin kitapları biraz depresif ve yoğun oluyor. Zihni, muhakemeyi zorluyor. Bu anlarda polisiyeye ve fantastik romanlara yöneliyorum. Böyle bir dönemde, iki günde bitiverecek kadar hızlı akıyor. Bu arada sonu da pek güzel bağlanıyor. Sinemadan benzetmek gerekirse bir Tarkovsky değil ama Spielberg işi gibidir. Alt mesajı, ana mesajı besbelli ama işlenişi çok çekicidir.
Ben kütüphanemde gözönünde bir rafa kaldırdım. Öneririm yani.
3 Şubat 2026 Salı
"Çatı Katı" Dikkatle Okunmalı!

Uzunca olmamasına karşın iki haftadır masamda. Adını bilmediğimiz baş karakterin tuttuğu bir günce. Kronolojik akış takip etmiyor. Güncel diyalog yok (sadece geçmiş zamanın kısaca özeti). Kimi önemli durumlar&sorular var (gelen mektupların içeriği, kimden geldiği, nasıl sağır olduğu, nasıl iyileştiği, sonunda ne olduğu, sorular, sorular...). Bunlar öyle yekten faş edilmiyor. Sabır ve dikkatle okursanız bir çoğunun cevabı metinde var. Çok kuvvetli bir öz bilinç ve dış bilinç, ortalamanın çok üstü bir algı ile yazılmış, öyle de okunsa iyi olur.
Murakami okumalarında bana olur: bir bölümden sonra ister istemez bir sakinlik, durağanlık (adeta bir dervişlik hali) zuhur eder. Bunu, bir nehrin kıyısında oturup sakince izlemeye benzetirim. Bunda da biraz gayret gösterdikten sonra ona benzer haller oluyor. Ancak bu metinde Murakami kitaplarının aksine sıra dışı bir gerçeklik yok. Bildiğiniz takır tukur gerçeklik var (ben mistisizm ile rasyonelizm benzetmesi yaptım, siz doğu ile batı benzetmesi yapabilirsiniz, sakil durmaz). Bu gerçeklik; kimi zaman oldukça sert ve yutması zor olduğundan (açık konuşayım) "aman nerde kalmıştım" diye kitaba sarılmalarınız falan olmuyor ama bir şekilde kendinizi geriye de çekemiyorsunuz. O yüzden ancak 15 günde bitti, iki gün sonraki kitap kulübünün toplantısına yetiştirebildim.
Bu arada kitap kulüpleri ile ilgili bir düşüncemi paylaşayım. Üç kitap kulübüne üyeyim. Ayda bir toplanılıyor. Hepsi de kendi alanlarında yetkin insanların oluşturduğu hem içerik hem de sunuş açısından dolu dolu kulüpler. Ama böyle yapınca sadece kulüpler için ayda üç kitap okumak zorunda kalıyorum. Bunlar öyle eğlence için okunan kitaplar da değil. Hepsi, özenli bir okuma ve anlama, sindirme süreci istiyor. Böyle sayıca çok olunca kendime aldığım kitapları okumayı erteledikçe ertelemişim (Memoria-Şebnem İşigüzel, Pir-i Lezzet-Saygın Ersin, en azından üç HRG romanı kitaplığın okunacaklar gözünde bir aydan fazla süredir kuzu kuzu yatıyor).
Sizleri bilmem, fakir için okumanın 2 pozitif faydası vardır. Bir şeyler öğrenip hazmetmek ve günlük hayattan kaçabilmek için zihni boşaltmak. Birincisine çok zaman ayırınca ikinciyi boşlamak zorunda kaldım. Bu da uykularımı kaçırmaya başladı (İşleyen zihni durdurmaya çalışmak zor!). O yüzden bu ay kulüplerin birini pas geçtim (onun kitabı daha önce okumuştum (Hesabım Var-Onur Ünlü), diğerinin kitabını okumadan sunuma gideceğim (hiç yapmadığım birşey). Sadece birine hakkını verdim. O da yarından sonraki gün. Neticede belli bir sayıdan fazlası faydadan çok zararlı (en azından benim için).
Çatı katını öneririm. Ama sakin zamanlarda okunur, öyle yolculuk kitabı değildir!
26 Ocak 2026 Pazartesi
"Canvermezler Tekkesi" Kadim Vampirler!
"Tomas Nevinson" Zor!
5 Ocak 2026 Pazartesi
"Örümcek Burgacı" Canıgüz'ün son romanı.
21 Aralık 2025 Pazar
"Saf - Suya Anlat" İsmail Güzelsoy'dan Zamansız Roman.
17 Aralık 2025 Çarşamba
"Yunus Emre - Hayatı ve Bütün Şiirleri" Abdülbaki Gölpınarlı'nın Titiz Çalışması.
"Amat" Her Okumada Ayrı Haz!
6 Aralık 2025 Cumartesi
Blog yazmanın bitmesi!
"İsveç Kibritleri" Dönem Romanı.
Kitap kulübümüzün bende çuvallayan ayın kitabıdır. Yazarımız çocukluğunun sokağını bir çocuğun gözünden anlatıyor. Acaip ayrıntılarla dolu. Fransa'da pek popüler ve çok satılanmış. Heyhat, kitap benim için başarılı bir dönem mekan romanı olmaktan fazla bir şey değil. Eğer o dönemi merak edip (30'lar Monparnas) okusam ilgimi çeker de, hiç ilgi duymuyorum. İlk bölümlerden sonra baktım acaba uzunca bir dönemi mi kapsıyor diye. Ortalarda, sonlarda Olivier hiç büyümüyor. Sadece 10 yıllık bir fotografi ile bir sokağın anatomisi veriliyor. Bu da fakire uymuyor. İlk bölümden sonra hızlı okuma ile 3 saatte bitirdim, kitap kulübümdeki başka bir arkadaşıma hediye ettim. Velev ki 70 yaşına yakın bir Parizyen değilseniz ilginizi çekmez efenim.
